• iletisim@turkiyeduysun.com
  • 03522481651

HABER DETAYI

3 Nisan 2019 14:30

Marka Olmak İçin Müşteri Kitle Mi Birey Mi?

Marka Olmak İçin Müşteri Kitle Mi Birey Mi?

Geçen ay “Bundan sonraki ilk yazımızda, müşterinin marka ve sektörce ‘kitle’ olarak değerlendirilmesi ve müşterinin bu anlayışa rağmen bireyselliğini muhafaza edebilmesinin yollarını ve faydalarını konuşacağız”diyerek bitirmiştik. Marka Olmak İçin Müşteri kitle mi birey mi? konusunda bir takım konulara değinmeye çalışacağız.

 

Özellikle lüks tüketim ürünü de olsa seri üretime dayalı arzda bulunan markaların, müşterinin bireyselliğini değerlendirmesi kolay karşılaşmadığımız bir durum. Bu tür satış ilişkilerinde müşterinin “X Bey”, “Y Hanım” şeklinde gruplanması yerine “kitle” olarak kabul edilmesi, marka için gerek tasarım, gerek üretim, gerekse sunumda çeşitli kolaylıklar sağladığı için, bu aksi de beklenemeyecek bir yaklaşım. Ancak markanın müşterinin bireyselliğiyle er veya geç karşılaşacağı an da bir o kadar kaçınılmaz. O da satış için Marka Olmak İçin Müşteri .

 

Marka Olmak İçin Müşteri konusunu örneklerle devam edelim

 

Size “Markamız bunu Türk erkeği için şöyle tasarladı” denerek uzatılan bir mamulde, sizi “X Bey” yapan özelliklerinizi ortaya dökme zamanı gelmiş demektir. Size uymayan, beğenilerinize karşılık gelmeyen bir üründe bunun o kadar çok sebebi olabilir ve bu o kadar farklı şekillerde dile getirilebilir ki. Demek marka Türk erkeği için öyle tasarladı… Peki marka benden gelebilecek şu itirazlara da cevap tasarladı mı?

 

  • Ben kendimi geleneksel Türk erkeği gibi hissetmiyorum aslına bakarsanız. Daha metroseksüel bir yapım olduğunu düşünüyorum.
  • “Türk erkeği’ mi?” Dünya erkeğinin nesi var?
  • Markanız Türk erkeği ile ilgili bu sonuçlara tam olarak nereden vardı? Ben de Türk erkeğiyim, ama şöyle bir şey benim kullanacağım en son ürün.

 

Burada konumuz olan sorun, müşterinin ne markayı, ne ürünü, ne de komik ama kendini bile sorgulamaması ve “kitle” odaklı üretim ve sunuma itiraz etmemesi. Yukarıda verdiğimiz alternatif cevapları akıl etmemesi; aklına geldiği an bile, tepki görme endişesiyle, salt heyecandan, salt standın bu yanında olma gerginliğinden, dilinin ucunda bekleyen cevabı yutup, çıkıp gitmesi. Hatta daha kötüsü; dilinin ucunda bekleyen cevabı yutup, bir de o ürünü satın alıp gitmesi!

 

Marka Olmak İçin Müşteri diyor ki, “Bunu geçen yıl çok iyi satmıştık, bu sene satmıyor. Müşteriye geçen yıl uyan şey, bu yıl neden uymuyor?” Cevabı basit: “O ürün müşteriye geçen yıl da uymuyordu.” Siz dayattınız, sattı. Bu sene başka bir marka başka bir şey dayattı, şu anda da o satıyor. Sonra da bunun adı artık demode olmuş tabirle ‘Moda’, bugüne daha uygun olan haliyle Trend” oluyor. Ama merak etmeyin. “Türk erkeği budur”“Türk kadını şudur”“Sportif insan bunu giyer”“Yoğun insan şunu içer” şeklinde başka bir şey bulursunuz seneye dayatacak, sıra size geçer tekrar, markanız yine satar.

 

Marka bilincinde olan firma ile devam edelim

 

Marka Olmak İçin müşteri. Satış anında, alışveriş diyaloglarında, hatta alışverişin çok öncesindeki ısınma turlarında, seni “X Bey” yapan “Y Hanım” yapan özelliklerin yanında olsun. Hiçbir markanın kapısından içeri ruhunu evde bırakmış, ya da kapının önüne park etmiş olarak girme. Bunu yaparak önce satıcıyı, sonra halkadan geri ilerlediğinde üreticiyi, en nihayetinde de tasarımcıyı yanıltıyorsun. Satıcı seni memnun etmek için çırpınmak zorundayken, sen garip bir tutumla satıcıyı memnun etme derdine düşüyor ve aslında onu sadece o gün için memnun ediyor ve iki tarafa birden kaybettiriyorsun. Senin satış anındaki tutum ve hataların, üretici ve markaya devamlı güvenilir “zannettikleri” geribildirimler olarak dönüyor. Alım esnasındaki kriterlerin ve tutumunla sadece ülkenin değil, dünyanın ekonomisinde bile tuzun var. Bunu unutmaman dileğiyle.

 

Bir sonraki yazımızda bu konuya örneklerle devam edeceğiz. Şimdilik herkese güzel bir bahar mevsimi diliyorum.

HABERE YORUM YAP

HABERE YAPILAN YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.